Yeşilin Bilgeliğinden Asırlık Şefkat Kapısına: Yaşlılık Haftası’nın Anlamı ve Darülaceze Felsefesi
Modern dünya, zamanın akışını ve bedenin dönüşümünü çoğunlukla bir kayıp ya da sona yaklaşım olarak okuma eğilimindedir. Oysa kültürel kodlarımıza ve dilimizin derin köklerine indiğimizde, “yaşlı” olmanın çok daha yaşam dolu, bilgece bir tasavvurla şekillendiğini görürüz. Türkçenin halkbilimsel zenginliği, yaşlanma kavramına eşsiz bir pencereden bakar.
“Yaş” kelimesi, özünde ıslaklığı, tazeliği ve diriliği barındırır. Doğanın kış uykusundan uyanıp canlandığı o taze renge, “yeşil”e adını veren de bizzat bu köktür. Kadim kültürümüzde bir insanın ömrü hesaplanırken, atlattığı sert kışlara değil, ruhunda biriktirdiği taze baharlara bakılır. Bu bağlamda yaşlılık, pörsümek veya kurumak değil; aksine her baharda yeni bir yeşil filiz vererek köklenmek, hayattan el etek çekilen bir “bekleme odasında” olmak değil, bilişsel ve ruhsal birikimin zirvesindeki bir ulu çınara dönüşmektir.
1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü ve Yaşlılık Haftası Neden Kutlanır?
Kültürümüzde böylesine derin bir saygı ve bilgelik atfedilen yaşlılık, modern çağın değişen demografik ve sosyolojik yapısıyla birlikte küresel bir boyuta taşınmıştır. Birleşmiş Milletler’in 1990 yılında aldığı bir kararla 1 Ekim, “Dünya Yaşlılar Günü” olarak kabul edilmiş ve bu tarihi takip eden hafta “Yaşlılık Haftası” olarak ilan edilmiştir.
Peki, bu hafta neden kutlanır? Bu süreç, yalnızca takvimde yer alan sembolik bir anma günü değildir. Toplumların hızla yaşlandığı, kuşaklar arası iletişimin giderek zayıfladığı modern dünyada bu hafta; yaş ayrımcılığına (ageism) karşı durmak, yaşlıların toplumsal hayata katılımlarının bir yük değil büyük bir kazanım olduğunu hatırlatmak için elzem bir farkındalık çağrısıdır. Yaşlılık Haftası; tecrübenin, yaşanmışlığın ve belleğin onurlandırıldığı, “aktif ve sağlıklı yaşlanma” kavramının toplumun tüm kesimlerine aşılanmaya çalışıldığı bir vefa duruşudur. Bu hafta bize, ulu çınarların gölgesine ne kadar muhtaç olduğumuzu, geçmiş ile gelecek arasındaki en güçlü köprünün yaşlılarımız olduğunu hatırlatır.
İnsan Onurunun Abidesi: Darülaceze’nin Misyonu ve Felsefesi
İşte hem kadim kültürümüzün yaşama hürmet felsefesinin hem de modern dünyanın ihtiyaç duyduğu sosyal hizmet anlayışının ete kemiğe bürünüp kurumsallaşmış en müstesna hali Darülaceze’dir.
1895 yılında Sultan II. Abdülhamid Han tarafından kurulan Darülaceze, salt bir barınma, doyurulma veya medikal bakım merkezi olmanın fersah fersah ötesindedir. Darülaceze’nin temel felsefesi; “insan onurunu ve haysiyetini korumaktır.” Kurulduğu günden bu yana, din, dil, ırk, cinsiyet veya inanç ayrımı gözetmeksizin bakıma muhtaç yaşlıların, engellilerin ve kimsesiz çocukların sığındığı evrensel bir “şefkat kapısı” olmuştur. Kurumun tarihi avlusunda birbiriyle omuz omuza duran cami, kilise ve havra, bu felsefenin ve insana sadece “insan” olduğu için duyulan saygının taşa kazınmış, anıtsal bir ifadesidir.
Darülaceze misyonunda, kapıdan içeri giren her sakin, klinik bir “vaka” ya da edilgen bir yaşlı olarak görülmez. Onlar, toplumsal hafızamızın taşıyıcıları, hürmet edilecek yaşam ustalarıdır. Bu nedenle Darülaceze felsefesi, pasif bir bekleyişi reddeder; hayatın akışına katılmayı, üretmeyi ve aidiyet duygusunu merkeze alır. Kurum bünyesindeki rehabilitasyon atölyelerinde (dokuma, terzi, çorap, vb.) sakinlerin üretime devam etmesi, onların psikolojik ve bilişsel iyilik hallerini destekleyen, "hala buradayım ve faydalıyım" duygusunu perçinleyen köklü bir geriatrik yaklaşımdır.
Darülaceze, yüzyılı aşkın süredir yaşlı bakımını yalnızca fiziksel ihtiyaçların karşılanması olarak değil; büyüklerimizin biriktirdiği o “baharlara” hürmet etmek, onların hikayelerindeki ses zenginliğini, yaşam enerjisini ve bilgelik mirasını sevgiyle muhafaza etmek olarak tanımlar.
1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü ve Yaşlılık Haftası vesilesiyle bir kez daha altını çizmek gerekir ki; yaşlılarımız toplumun kıyısında kalmış yorgun bedenler değil, kültürümüzün, dilimizin ve ortak hafızamızın en taze fidanlarıdır. Darülaceze ailesi olarak, bu tarihi şefkat yuvasını bilgelikleriyle yeşillendiren, aynı çatı altında olmaktan onur duyduğumuz tüm büyüklerimizin ellerinden öpüyor; onlara gölgelerinin üzerimizden hiç eksilmediği, sağlıklı, huzurlu ve tecrübeyle mayalanmış daha nice baharlar diliyoruz.